Denge Ciwanen Bordeaux

Denge Ciwanen Bordeaux
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
RADYO GIRISI

Image Hosted by ImageShack.us

En son konular
» Diyar 5 album full
Salı Haz. 24, 2008 10:06 am tarafından marksdede

» Mem U Zin .
Salı Haz. 24, 2008 10:03 am tarafından marksdede

» Ashampoo Office 2008
Paz Haz. 08, 2008 12:44 am tarafından DJZORO

» Microsoft Office Enterprise (Türkçe)
Paz Haz. 08, 2008 12:37 am tarafından DJZORO

» Google Earth Pro 4.2.180
Paz Haz. 08, 2008 12:27 am tarafından DJZORO

» WİNDOWS XP TÜRKÇE DİL PAKETİ
Paz Haz. 08, 2008 12:24 am tarafından DJZORO

» Virtual DJ Studio v5.0
Paz Haz. 08, 2008 12:20 am tarafından DJZORO

» System Mechanic 7.5.9.1 Professional
Paz Haz. 08, 2008 12:18 am tarafından DJZORO

» Blaze DVD Player Pro 6.52
Paz Haz. 08, 2008 12:15 am tarafından DJZORO

» ASHAMPOO BURNİNG STUDİO 7.21 + TÜRKÇE DİL PAKETİ
Paz Haz. 08, 2008 12:14 am tarafından DJZORO

» Windows Vista 64 Bit / Full / Türkçe
Paz Haz. 08, 2008 12:11 am tarafından DJZORO

» Norton Partition Magic 8.05 / Full
Paz Haz. 08, 2008 12:07 am tarafından DJZORO

» Symantec AntiVirus Corporate Edition 10.2.276
Paz Haz. 08, 2008 12:05 am tarafından DJZORO

» Nero 8 .3.2.1b Ultra Edition HD/ DVD-BLU RAY TURKISH
Paz Haz. 08, 2008 12:04 am tarafından DJZORO

» KITAPLARI .
C.tesi Mayıs 31, 2008 5:10 pm tarafından Admin

» KON-KURD Kongresi Brüksel’de başladı
C.tesi Mayıs 31, 2008 4:15 pm tarafından Admin

» Savcilik you tube icin dunya genelinde erisim yasagi talep ediyorlar
C.tesi Mayıs 31, 2008 4:14 pm tarafından Admin

» Avukatlari Ocalan la Gorustuler
C.tesi Mayıs 31, 2008 3:10 pm tarafından Admin

» Dünyadan: Defense News: Türkiye füze savunma sistemleri satın alacak
C.tesi Mayıs 31, 2008 3:06 pm tarafından Admin

» Dünyadan: ETA meydan okudu!
C.tesi Mayıs 31, 2008 3:02 pm tarafından Admin

SON DAKIKA

Paylaş | 
 

 Diyarbakir Zindani, Kadinlar Kogusu 1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 127
Kayıt tarihi : 30/05/08

MesajKonu: Diyarbakir Zindani, Kadinlar Kogusu 1   C.tesi Mayıs 31, 2008 1:15 pm

1.Bölüm

DiYARBEKiR cezaevinde, kadinlar kogusunda yasanan igrenclikler!



Yazilanlari
okuyunca Diyarbekir zindaniyla ilgili tanikliklara ben de katkida
bulunma ihtiyaci hissettim. Bunlari kismen de olsa okurlarla paylasmak
istiyorum.
Diyarbekir 5 No'lu zindaninda vahset günlerinin kadin taniklarindan biriyim. O zaman 20 yasinda bir gençkizdim.



Diyarbekir
zindani vahsetiyle ilgili bir çok kitap yazildi. Okuyabildigim
kadariyla bunlarin hepsi erkek tutsaklar tarafindan kaleme alinmisti.
TC'nin zindan politikasi ve uygulamalari anlatilirken kadinlar kogusuna
fazla yer verilmedi. O dönemin bilinmesi, gerçeklerin gün yüzüne
çikarilarak TC'nin teshir edilmesi ancak, o dönemlerde tutsak olan
kadin arkadaslarin anlatimlariyla mümkün. Aradan 23 yil geçse de
Diyarbekir zindani hayatimizin önemli bir parçasini olusturuyor. O
dönemde tutsak düsen bütün kadin arkadaslara çagrimdir. Esat Oktay ve
Diyarbekir zindanini, kadin olarak yasadiklarimizi, kamuoyuna duyurmak
önümüzde bir borç olarak duruyor...




17 nisan 1980
tarihinde, Ankara Gazi Üniversitesinde ögrenci iken 7 arkadasimla
birlikte Ankara Siyasi polisi tarafindan gözaltina alinmistim.
Alindigimizin 2. günü arkadasimiz Yasar Gündogdu, sorgu sirasinda
iskenceci polisler tarafindan beyni parçalanarak katledildi. Uzun süren
gözaltindan sonra tutuklanarak Ankara Mamak Askeri Ceza ve tutukevine
götürüldüm.




12 Eylül cuntasini Mamak Askeri
Cezaevindeyken karsiladim. (Burada yasadiklarimiz da ayri hikaye...)
bir yil Mamak'ta kaldiktan sonra 1981 yilinin bahar aylarinda -sanirim
Mayis- bir gün, sabahin erken saatlerinde içi bomba ve silah dolu bir
askeri uçakta, ellerimiz yanimizdaki arkadasla kelepçeli, ayaklarimiza
zincir baglanmis bir halde; konusmak, tuvalete gitmek, isaretlesmek,
yemek-içmek yasak, kafamiz karsiya dik bakan bir sekilde saatler süren
yolculuktan sonra gece Diyarbekir'e ulastik..




Askeri bir cip bizi alarak cezaevine götürdü.
Arabadan
iner inmez sanki üst düzey bir komutani karsiliyorlarmis gibi onlarca
asker tarafindan etrafimiz sarildi. Dis bölük erlerin ellerinde
namlulari bize çevrilmis agir silahlar, digerlerinde ise cop olan iri
kiyim askerler hemen komutlara basladilar.




"Saga sola bakma! Tek sira ol! Konusma! Basini kaldirma!.."
Bir
kaç basamakli bir merdivenden çiktiktan sonra cezaevinin içine girdik.
Bütün duvarlar Mustafa Kemal ve Kenan Evren'in resimleri, sözleri,
irkçi sloganlar ve Türk bayraklari ile donatilmisti. Yüzlerimiz duvara
dönük sekilde bekletilirken insan azmani askerler, Mamak'tan gelen
"azili teröristler"i görmek için egilip yüzümüze bakiyor aralarinda
"bunlar mi ulan Mamak teröristleri" diyor ve itisiyorlardi. Bir köpek
sesinin duyulmasiyla askerlerin hazir ol vaziyetine geçtiklerini
hissettim. Yüzümüz duvara dönük oldugu için gelenleri göremiyorduk.
Ayni anda sesini duydugumuz köpek ben ve diger kadin arkadasimin
(Nuriye Palali) yanina sokulup sagimizi, solumuzu uzunca kokladiktan
sonra hirlamaya basladi, arkamiza geçip burnunu makatimizi sokarak
hirlamasini yükseltti. Nuriye ile korkudan buz kesilmistik. Koklama ve
hirlama yarim saat kadar sürdü. Nihayet,
"Co, kizim buraya gel!" uyarisiyla köpek arkamizdan ayrildi.




Bir
askerin "Sola dön!" komutuyla yüzümüzü döndük ve alayli bir
gülümsemeyle "Hos geldiniz" diyen Cezaevi Iç Emniyet Amiri Yzb.Esat
Oktay, iskenceci ekibi ve meshur köpegi Co ile karsilastik.



Esat
Oktay bize hitap ederek, "Kizlar aybasi mi oluyorsunuz, bakin benim
kizim hemen kokuyu aldi" diyerek konusmasini sürdürdü. Korku ve
utandirilmaktan kipkirmizi olmustuk. Gerçektende ben de Nuriye'de adet
oluyorduk ve Co kan kokusuna gelmisti.
Askerler, kendimizle
getirdigimiz bir kaç parça esyamizi didik didik ararken, biz de hazir
ol vaziyetinde Esat Oktay'in emirlerini dinliyorduk.




"Burasi
Diyarbakir cezaevi, burada Allah benim. Hepiniz dediklerimi yapmak
zorundasiniz. Ben burayi hizaya sokmak için gönüllü geldim. Benim
oldugum cezaevinde kus bile uçamaz, buradaki bütün kurallara sizden
öncekiler uydugu gibi sizler de uyacaksiniz......" diye uzun uzun
talimatlarini anlatmaya koyuldu.




Sira kimlik
tespitine gelmisti. Benim Mus'lu oldugumu ögrenince -ayni davadan
yargilandigim Mümtaz Kotan, Serafettin Kaya ve Rusen Arslan'in da orada
olduklarini ve bütün yaptirimlari yerine getirdiklerini anlatarak
üzerimizde psikolojik baski kurmaya çalisiyordu. Biz zaten birçok
arkadasimizin orada oldugunu biliyorduk. Bir ara "Avukatin Seref su an
sampuanli ve televizyonlu odada, siz de öyle bir odada kalmak ister
misiniz?" diye alayli alayli sordu. Bunun ne anlama geldigini o zaman
kavrayamamistim, zaten cevap verme hakkimiz da yoktu. Sonradan ögrendik
ki "sampuanli odadan" kastettigi sey zemini bok ve pislik dolu
hücrelermis: "Televizyonlu oda" ise hem bu hücrelerde kalip, hem de
iskence edilenlerin seyrettirilmesine verilen isimmis!.. (Yillar sonra
Seref Abi ile sohbet ettigimde, gerçekten de o tarihte boklu hücrede
tutuldugunu anlatti. Bunu Diyarbakir zindanini anlatan kitabinda ve
baska söylesilerinde de anlatmisti.)




E.Oktay nutkunu
bitirdikten sonra ekibine "gerekli yere götürün ve iyi agirlayin, biraz
sonra gelecegim" diye emir verip ayrildi.
Onun gitmesiyle,
askerlerin her bir yandan tekme-tokat vurmalari bir oldu. Birden
"Soyunun ulan!" sesini duyduk. Hiç birimiz soyunmayinca iyice
hirçinlasip, her birimizi 15-20 kadar asker aralarina alip bütün
güçleriyle vurmaya basladilar. Dayak sirasinda bir arkadasimizin kulagi
patladi (Süleyman Petekkaya), her yani kan içindeydi, ama askerler için
bu bir sey ifade etmiyordu. Erkek arkadaslarin üstlerini yirtarak
çikardilar, sira donlarini çikarmaya gelmisti.




Bizim
dayak faslimiz devam ederken, bir yandan da güzel bulduklari
yanlarimizin hoslarina gittiklerini söylüyorlar, lafla sarkintilik
ediyorlardi. Sonuçta biz de -iki kadin- kazaklarimizi çikardik. Iç
çamasirlarimizi da -atlet ve sütyenleri- çikarmamizi istediler,
çikarmadik. Kendileri yirtarak çikardilar, gögüslerimiz ortaya firladi.
Sözüm ona vücudumuzda yara izleri var mi diye bakip tutanaga
geçeceklermis. Benim gögsümün ortasinda küçüklükten kalma kedi tirmigi
izi vardi. Bu onlar için bir malzeme oldu ve istedikleri elle
sarkintiligi yaptilar. Begendikleri yanlarimizi ifade ediyor, "senin
memelerin onunkinden güzel, senin ki küçük, seninkinin uçlari daha
seksi vs" gibi sözlü sarkintilik yaparak "tutanak" islemini bitirdiler.

3 saate yakin arama ve kayit adi altinda yaptiklari iskenceden
sonra biz iki kadini diger arkadaslarimizdan ayirip bir hücreye
götürdüler. Kisa bir süre sonra E.Oktay tekrar geldi.




"Odanizi
begendiniz mi, isterseniz sizi avukatlariniz gibi sampuanli odaya da
gönderebiliriz. Bu gece burada kalin sonra oraya gönderirim. Sizin
namusunuz ben ve askerlerimden sorulur. Askerlerimin size karsi bir
yanlisini görürseniz bana söyleyin. Askerlerim yanlis bir sey yapmaz,
ben ne dersem onu yaparlar. Biz hepimiz namuslu, evli, çocuk sahibi
erkekleriz......." le baslayip saatler süren bir nutuk çekti bize.
Konusmasindan sonra askerlere hitaben "Ne yapacaginizi biliyorsunuz.."
diyerek hücreden ayrildi.




E.Oktay'in hücreden
ayrilmasiyla, ellerinde kalin kalaslarla iskenceci ekibi, Kara Bela,
Laz Mevlüt, Ömer Çavus, Posta Eyüp, Horoz adlarindaki azili gardiyanlar
onun yerini aldi. Bize akillarina ne gelirse, yiginla abuk-sabuk
sorular sorup, cevabini begenmediklerine "olmadi" deyip, ceza olarak
her defasinda ellerimize coplarla her bir elimize en az yirmiser defa
vuruyorlardi. Bu kez baska bir gardiyan "yine olmadi kiz, amina
koydugum" diyerek falakaya çekiyordu.. Ilerleyen saat karsisinda
uykusuz kalinca iyice kudurmuslardi. Sabaha kadar falaka, dayak devam
etti. Ellerimiz ayaklarimiz mosmor kesilmisti, acidan-sizidan
bagiriyorduk.
Gün agardiginda, ekibin basi Kara Bela,
"Havalandirmaya çikan kogusla konusursaniz aminizi ******** konusmak,
isaretlesmek, cama çikmak, yemek, içmek, tuvalete gitmek, volta atmak
yasak, bunlara uymazsaniz buradan cesetleriniz çikar. Biz sik sik
gelecegiz caniniz sikilmaz" talimatini verip toplu halde çekip
gittiler.
15 gün boyunca bu hücrelerde kaldik. Her aksam ve sabah
sayimlarinda mutlaka dayak yedik. Her sey yasakti, yemek, içmek,
tuvalete çikmak, konusmak. Akliniza ne gelirse.. Sadece kendimize ve
baskalarina dayak atilacagi anlari beklemekle geçen günler..




Daha
sonra bizi tecrit kogusuna verdiler. Burada yemek, içmek, volta atmak,
tuvalete çikmak serbest, fakat havalandirma, konusmak, ranzalarin
üstüne çikmak yasakti.15 günde burada kaldiktan sonra kadinlar kogusuna
verildik.
Ve artik biz de tüm tutsaklar gibi dayagi, falakayi,
hakareti, iskenceyi hayatimizin dogal bir parçasi olarak algilamaya
baslamistik.


Kadinlar kogusu

Biz
kadinlar yasamin hiç bir alaninda erkeklerle esit haklara sahip
olmazken, Diyarbekir zindaninda her anlamda esitlige sahiptik.
Iskencede, hücrede, tekmilde, askeri egitimde, sürünmede, sinav çekmede
ve diger ne varsa!. Yani erkek koguslarinda uygulanan bütün iskenceler
biz kadinlar içinde geçerliydi. Hatta fazlasi var, eksigi yoktu.
Örnegin Türk Anayasasina göre kadinlar askerlik yapamazdi. Ama biz
Diyarbekir'de yillarca, bir askeri kislada bir erin yaptigi ne varsa
hepsini yaptik. Yemek duasindan nöbete, nazari ve ameli egitimden
sürünmeye, tekmil vermeden künye okumaya, sinav çekmeden, defalarca
otur-kalkmalara, askeri marslarin her gün, her saat okunmasina, mintika
temizliginden, günde üç ögün sayimlarina vs kadar.




Iki
kisinin yan yana gelip bir laf etmesi kesinlikle yasakti. Yanindaki
ister anan, ister bacin veya baska bir yakinin olsun fark etmiyordu.
Konustugumuzu yakaladiklari an, saat kaç olursa olsun iskenceci manga
kogusa gelip hepimizi falaka ve sira dayagina çekerdi.
25 kisilik
kogusta 75 kisi kaliyorduk. Ikiser kisi ranzalarda, geri kalanlar tek
battaniye ile yerlerde ranzalarin arasinda yatiyorduk. Beton zemin
kadinlardan görünmüyordu.




Her kogus duvarinda -iç
koridora bakan kisimda- 6'sar küçük mazgal ve bunlarin üzerinde üç
üstten, üç tane altan olmak üzere 6 gözetleme deligi bulunuyordu. 24
saat bu mazgallardan gözetleniyorduk.Askerler istedikleri saatte bu
mazgal deliklerinden bizleri izleyebiliyorlardi.
Bir ay sürekli
dayak ile geçen hücre ve tecrit cezasi bitiminden sonra ilk kogusa
çikarilisimizda bellegime kazinan bu mazgallar olmustu. Uyurken
hepimizin yüzü mazgallara dönük, saga-sola dönmek yasak ve sirt üstü
yatmak zorundaydik. Öyle ki, asker bizi görmek istediginde direkt
yüzümüzle karsilasabilmeliydi.




Benim yatak arkadasim
parti davasindan yargilanan ve agir cezaya çarptirilan Sakine Cansiz
(Polat) arkadasti. Yat emri verildiginde Sakine'yle, ara ranzalara
geçip pijamalarimizi giyinirken bana, yavasça nasil yatmam gerektigini
anlatti, uyumak üzere yatagimiza geçtik. Battaniyeyi yariya kadar
agzima dogru çektim. Belki nefesimin sicakligiyla uyurum diye. Gözlerim
kapali ama ne mümkün uyku gözümü tutmuyor. Sikintidan terlemistim. Bir
an gözlerimi açtigimda karsimda iki iri mavi gözle karsilastim.
Kendinden geçmis, çok korkunç bakiyordu bu gözler. Hemen battaniyeyi
basimin sonuna kadar çektim. Korkmus, irkilmistim. Battaniyenin
altindayken, yillar önce okudugum Haydari Kamp'i isimli roman aklima
geldi. Roman, Yunanistan Albaylar Cuntasi döneminde politik bir
tutsagin yasadigi iskence ve tutsak günlerini; bir gece iskence
sonrasinda bitkin düsmüs sekilde hücresinde uyurken birden uyandiginda
kendisini izleyen mavi gözlerle karsilastigi ani ve hissettiklerini
anlatiyordu. Kitabi okurken oldukça etkilenmistim. Yillar sonra çok
benzer bir ani yasamak hem ürkütücü, hem de ilginç gelmisti... O gece
gözlerim kapali ama, hiç uyumadan; gardiyanin "sabah çorbasi al!"
komutuyla yataktan firlamistik...




Diyarbekir'de adet görmek bir iskence idi....
Her
kadinin dogalligindan kaynaklanan aylik adet görme, bizlerde bir
iskence halini almisti. Çogu arkadas stresten adet olamiyor, bunun
yarattigi bir takim hastaliklar yasiyorlardi. Asiri sinir, sismanlik,
terleme vs. Adet görenlerimiz ise, keske biz de olmasaydik diye her ay
neredeyse dua ediyorduk. Çünkü kogusta pamuk, bez, orkit gibi korunmaya
yönelik malzemeleri bulundurmak yasakti. Kanamasi olan arkadas ya
direkt kendi, ya da kogus sorumlusuna haber verir, o da gardiyani
çagirip tekmil vererek bir miktar pamuk alirdik. Tekmili söyle verirdik;
"Nuran Çamli, 1961, Mus dogumlu. Kanamam var, pamuk alabilir miyim komutanim?"
Gardiyan ne için pamuk istedigimizi bilmesine ragmen, igrenç duygularini kabartip, agzindan köpükler saçarak,
"Niye istiyorsun agzuna suçtugum, olmadi hele bir daha de!"
diyerek
defalarca tekrarlatirdi. Eger vermek niyetinde ise "tamam anlasildi"
der, niyeti vermek degilse "olmaz, ben mi dedim gan gelsin" diye alay
ederdi. Sonuçta pamuk gelirdi. Pamugu isteyen arkadasi çagirir, üzerine
firlatirdi. Yaninda iskenceci ekipten bazilarini da getirir onlarinda
bizimle alay etmesini saglardi.
Vücut temizligi
için de yine ayni tekmili verir, agda istegimizi açiklardik. Gardiyanin
tavri ve yaniti ayni olurdu. Ki bu talebimiz "lüks" sayilir, kolay
kolay karsilanmazdi.
Gardiyana tekmil vermeden,
oldugumuz yerden ayrilmak yasakti. Nereye gidersek gidelim -tuvalete,
mutfaga, koridora vs- izin almak zorundaydik. Tekmil vererek gittigimiz
gibi, geri döndügümüzde de tekmil vererek yerimize geçmek mecburiydi.
Örnegin, adet günlerimizde kirli pamuklari atmak tam bir iskenceydi..
Kosar adimlarla gardiyanin yanina gider, hazir ol vaziyetine geçer,
künye okuduktan sonra "Elimdeki çöpü atabilir miyim komutanim" derdik.
Aramizda söyle bir diyalog geçerdi;
"-Ne çöpüdür, agzuna suçtugum?!"
"-Kirli pamuk komutanim!".
"-Kirli pampug nedir galtax?!"
"-Kanamam vardi onun pamugu komutanim!"
"-Neren ganadi, agzuna suçtugum?!"
Buna
yanit vermez, kafamiz dik ve karsiya bakar vaziyette çöpü atmak için
izin çikmasini beklerdik. Gardiyan histerik duygularini giderdikten
sonra
"-At agzuna suçtugum!"
diyerek izin verirdi. Kosar adimlarla çöpü atip gelir, tekrar tekmil verirdik;
"-Çöpü attim komutanim, yerime geçebilir miyim?"
"-Ne pox yemeye yerine geçecaxsan, agzuna siçtugum, cezalisan!"
Bütün amaci bizleri saatlerce karsisinda tutup, vücudumuzu izleyerek, igrenç duygularini tatmin etmekti.
Bize, isimlerimizle degil,"kaltak - agzina siçtigim - kapatma- orospu" diye hitap ederdi/edilirdi.

Kogus Sorumlulugu

Biz
Diyarbekir'e gelisimizde kogus sorumlulugunu parti davasindan Gönül
Atay isimli arkadasimiz yapiyordu. Daha sonra ayni davadan yargilanan
Aliye Saruhan, ondan sonra ise ben yaptim. Kogus sorumlulugu E.Oktay
tarafindan tayin ediliyordu. Gidisimizin üzerinden bir kaç ay geçmisti.
Bir gün kogusa geldiginde hepimiz içtima düzeninde iken, "bundan sonra
kogus sorumlunuz Nuran"dir demisti. Sasirmistik. Neye göre tayin
ediyordu bilmiyorduk.
Kogus sorumlusu, kogusun tümünden sorumlu
tutuluyor, güya askeri kurallara göre, tutsaklar üzerinde askeri
hiyerarsi uygulamis oluyorlardi.
Kogus sorumlulugu bizim açimizdan
önemli bir isleve sahipti, önemsiyorduk. Idarenin bütün amaci her
birimizi tek tek muhatap alip, az da olsa aramizdaki birlikteligi
bozmak, özellikle genç arkadaslardan ispiyoncu tipler olusturmakti.
Günlük karavana alimlarinda, revire gidislerde, koridorlari yikamada,
kantin alisinda, nöbette, su ve çay alimlarinda gardiyan o günkü
nöbetçiyi yalniz götürürdü. Bizler olasi bir olumsuzlugu ve
sarkintiligi önlemek için gidenin yaninda mutlaka kogus sorumlusunun da
bulunmasinda israr ediyorduk. Genellikle uygulanirdi bu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://dengebordeaux.forum.st
 
Diyarbakir Zindani, Kadinlar Kogusu 1
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kadın Tek Başına Yolculuğa Çıkabilir mi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Denge Ciwanen Bordeaux :: FORUME JİNEN AZADİ(ÖZGÜR KADIN BÖLÜMÜ) :: JÎNEN AZAD(ÖZGÜR KADIN)-
Buraya geçin: